Bu haftaki yazım daha önceden yazdığım bir yazıdır…Tekrar yayınlanması özellikle bu günlerde içinde bulunduğumuz durumlardan ötürü bir şeyleri hatırlatma adına iyi gelecektir diye düşündüm…

Toprağın Kaderi…

Herkesin bir hikâyesi var, her toplumun da bir hikâyesi vardır.

Mehmet Uzun’un yazdığı Kader Kuyusu adlı kitabı okurken hissettiklerim neydi?

Hissettiklerimi sizinle paylaşmak ister miyim?

Henüz bir cevap veremem.

Okumanızı isterim. Bir toplumun veya insanların tarih boyunca başından geçenleri okuduğumuz zaman, ister istemez  kıyaslamaya girebiliriz.

Bizimle onlar arasında, onunla benim aramda…

Kader Kuyusu’nu okurken, Kıbrıs ve Kıbrıslı insanlarımız aklımdan hiç çıkmadı.

Bizim başımıza gelenleri düşündüm hep…Garip bir durumdu…Kitaba başlayacağım zaman kesinlikle bir yüzleşme içerisine gireceğimi aklımın ucundan bile geçirmemiştim.

Ciddi, üzücü ve hüzünlü bir yüzleşme…

Bir eseri okumaya başlamadan önce, genel olarak yaptığım şey kitabın arkasını çevirmek ve sonunu okumaktır. Böylece az da olsa içimdeki merak duygusu giderilir…

Kader Kuyusu’nu okumaya karar verdiğimde, ilk defa bunu yapamadım.

Ezberi bozdum. Gerçekti de ondan. Yazılanlar bir halkın tarihiydi.

Yazılanlar bir ailenin hikâyesi değildi, bir ailenin tarihiydi.

Hayatlarımızdaki sayfalar ve kesitler…

Her bir kesitin, ayrı bir fotoğrafı…

Nereye gidersen git, eninde sonunda,  köklerinin ait olduğu toprağa gitmek istersin.

Nerde yaşarsan yaşa, kendini avutmadır yaşadığın yerle ilgili olarak duyguların…

Her kurak yerleri gördüğün zaman, özlersin Kıbrıs’ını…

Mutlu olmaya çalışırsın, bilirsin ki, ne yapsan nafiledir.

Henüz gurbet ellerde vaktin dolmamıştır.

O zamanlarda, fonda genelde aynı parça çalar, “Bir başkadır benim memleketim”…

Ayten Alpman’ın sesinden dinlerken bu parçayı, Kıbrıs’ını düşünürsün.

Hele memleketten yiyecekler gelince, hepsini teker teker koklarsın.

Onları hazırlayan ellerin ve parmakların kokusunu alırsın.

Seni sevenlerin aslında…

Kader Kuyusu doğduğu topraklardan sürgün edilen insanların, ailelerin, bireylerin

yaşamını anlatıyor. 

Kaderin cilvesi olarak, bir gün onları sürgüne yollayanların bir kısmı da, aynı akıbeti paylaşıyor.

Ercan Havalimanından her geçişimde yüreğim sızlıyor.

Bize ne oldu?

Çok mu zordu toplumumuzun ileri gelenlerden bir kısmının kendi Milli Havayolumuza sahip çıkması?

Uğruna kan dökülen vatanımızı çok mu zordu sahiplenmek?

Üstelik bu o kadar büyük bir ayıp ki…

Niye işin kolayın kaçıyoruz sürekli olarak?

Bu sindirilme güdüsünden ne zaman vazgeçeceğiz?

Kendimize gelmemiz için daha neler elimizden gidecek?

Niye kimse sesini çıkarmıyor?

Sesini çıkarmak, kavga etmek değildir ki…

Sana ait olanı korumak için çıkar yolu bulmaktır.

Kafa yormaktır, tüm siyasi ve hassas dengeleri düşünerekten,

Çözüm yolları üretmektir.

Şimdi sırada ne var?

Toprağımızın kaderinde daha neler var?

Güzel bir haftasonu sizlerle olsun…Yarınlarımızın aşk gibi aydınlık olması dileğiyle…

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir