Bu hafta bayram haftası….Sizler yazımı okurken bayramın üçüncü günü olacaktır.
Bayramlar eskiden daha güzeldi diye klasik bir cümle kursam?…
Babamın hayatta olduğu zamanlardaki bayramların tadı daha güzeldi demek istedim sanırım…Özellikle İstanbul’da yaşarken mutlaka her bayram aileme gelirdim. Benim için en önemli şeydi bu…
Öğlenleri aile ile yenilen yemeklerin hepsinin de Kıbrıs’a ait yöresel tatlar olduğunu unutmama imkan yoktur.
Hiç unutmuyorum bir sefer uçağı kaçırmıştım ve Kıbrıs’a o akşam gelememiştim. Çalıştığım yerden biraz geç çıkmak bana uçağı kaçırtmıştı. Aslında bu ilk uçak kaçırmam değildi. Her nedense uçağa yetişememek benim sık olmasa bile arasıra yaşadığım bir durumdur. Hala daha öyle, maalesef. Ayrıca ilk defa bunu kendim dışında birileriyle yani sizlerle Sevgili okuyucularım ile paylaşıyorum. Hiç panik yapmadan uçağı kaçırınca eve gidip bir sonraki uçuşa yetişiyorum…Soğukkanlı olmamdan ötürü abartmadan olağan bir durum gibi kabullenip alandan ayrılıyorum.
O gün günlerden Cuma ve arife günüydü. Yoğun İstanbul trafiğinden hava limanına ulaşmaya çalışırken neredeyse panik atak geçiriyordum. Bavulum dahi yoktu. Sadece bir çantam ve lazım olanlar…Maalesef uçağa yetişemedim ve trafikte zaman doldu. Şöföre beni eve götürmesini söyledim. Eve vardığımda o kadar moralim bozuktu ki sanki yıllardır ağlamıyormuşcasına ağlamaya başladım. O kadar ağladım ki yatakta olduğum gibi kıyafetlerimle uyuyakaldım.
Bir süre sonra çalan telefonlardan uyanabildim. Ailem arıyordu. Ben ağlayarak uçağı kaçırdığımı ve yarın ancak akşama gelebileceğimi söyledim.
Babam çok korkmuştu. Niye ağladığımı sordu, ben ise ona bayram sabahı onlarla birlikte uyanmak istediğimi, onun yaptığı kahvenin kokusunun yukarıda üst katta bulunan odama kadar gelmesini ve onun beni çağırmasını bu bayram sabahı yapamayacağımdan ötürü çok üzgün olduğumu ve bu yüzden ağladımı söyledim. O an babamın sesi kesildi.
Telefonu annem aldı ve bana babama ne söylediğimi sordu, sesi kızgındı.
Anneme cevap veremedim çünkü daha beter ağlamaya başlamıştım. Ona beni hiç anlamadığını ve bu yüzden ağladımı söyledim…
Daha sonra babamın sesini duydum, benimle konuşmak istiyordu.
Bana böyle şeyler için ağlayıp hem onu hem de kendimi üzmememi, onun bana gerekirse her gün aynı şekilde Kıbrıs’ta kaldığım sürece kahvemi hazırlayacağını ve karşılıklı içeceğimizi söyledi…
O an ağlarken gülmeye başladım, sevgili babacığım da gülüyordu. Aslında ben Kıbrıs’ı çok özlüyordum sorun oydu bunu biliyordum. Sanki bir gün geç gidecek olmam bana Kıbrıs’ta kalacağım ve sayılı olan iki üç günün heba olduğu duygusunu vermişti. Halbuki böyle birşey yoktu. Ben ne zaman Kıbrıs’ı özlesem kimseye söylemeden bir günlüğüne dahi olsa giderdim. Gecenin bir vakti anneminn beni kapıda gördüğünde, yüzündeki o şaşkın ve korku dolu ifade de hiç unutmadıklarım arasındadır…
Onlar da alışmışlardı yıllar içinde bana, aklına koyduğunu yapan ve engel tanımayan kızlarına…
Bu bayram özellikle insanların geçmişe kızgınlık duyarak yaşamamalarını dilerim. İnsan nefret ve kızgınlıkla hem sayılı günleri kendine hem de etrafındakilere zehir eder.
Zaman en iyi ilaçtır diyenlere inat etrafta hala daha geçmişten ötürü nefret ve kızgın insan topluluğu var. Unutun demiyorum sadece affedin. Bu özelliği de rahmetli babamdan öğrenmiştim…Onu da rahmetle anıyorum.
Kendiniz için affedin, kimsenin sizden affedilmek veya merhamet beklentisi yoktur. Affetmek size rahatlık ve huzur verecektir. Yüzünüzdeki tebessümün daha içten olduğunu hissedecek ve mutlu olacaksınız. Mutlu olmak veya olmamak, günlerinizi huzurla geçirmek veya geçirmemek size kalmış…
No responses yet