Ağustos ayının son haftalarına girdiğimiz bu günlerde aklıma geliverdi…Düşüverdi yüreğime hepimizin de yaşam denilen, hayat denilen bu resimdeki birer figürler olduğumuz, birer oyuncu olduğumuz gerçeği…
Henüz bitmeyen ama her an bitecekmiş gibi olan hayatımızı yaşarken çoğu şeyin eksik veya bitmemiş olduğunu görürüz. Bitmeyen her ne varsa seviyorum bana bazen zorluk verse bile…Resim yaparken, yazı yazarken hep bitmemiş gibi bırakırım. Veda etmesini sevemediğimden, elveda, hoşçakal demesini sevemediğimdendir bu bitiremeyişlerim…Tıpkı havalimanlarında hiç arkama bakamadan uçağa gittiğim gibi…Biliyorum ki arkama baktığım an gidemeyeceğim…
Bir gün bu ruh halim değişebilir mi? Bilemiyorum… Doğrusunu söylemek gerekirse ben bazı şeylerin bitmemesini seviyorum yine de…Koşul koymadan yapılan yolculuklar, bitecek diye hiç başlamadığım her ne varsa iyi ki var olmuşlar.
Hepimiz de birer yaşam yolcusuyuz. Hoş benim kadar hayatında yolcu olduğunu hisseden biri var mı bilemiyorum. Sürekli hareket halinde olan bir yaşam tarzım var. Fakat dikkat ettim ki bu şekilde bir yaşam insana sıkıntılar verse bile ne hayatla ne de aşk ışıltısıyla yolculuğu ve hayata bağı bitmez, bitemez…
Bu yüzden sizlere her hafta yazdığım ve kendi duygularımı, düşüncelerimi sansürsüzce ifade ettiğim yazılarımı genel olarak iki kez okuyup yollarım. Ne bir gün önceden yazarım ne de ik gün önceden. Gönderim yapacağım gün yazar ve yollarım. İçinde bulunduğum ve yine yazının bir yerinde bitmemiş bir anlatım ve duygu paylaşımımı aktarmayı ve sizlerle paylaşmayı seviyorum.
Sonbahar mevsimine doğru yol alırken, doğanın asırlardır devam eden ve bitmeyen renk oyunlarını izliyorum bugünlerde. Güneşin doğuşunu izliyorum fırsat buldukça o kadar harika ve olağanüstü renkler serpiliyor ki, Tabiat Ana’nın kucağına, hayret edersiniz…Aynı renk ahengini, gün batımında da izleyebilirsiniz. Bunları seyrettiğim zaman, içimi mutluluk kaplar, yaşadığım için şükrederim. Her nerede olursam olayım farketmez, çoğu zaman içinde bulunduğum kalabalık bir ortamda bile kimseye çaktırmadan gün batımında gözüm ufuklara gider. Bazen bir toplantı halindeyken, bazen rakamlarla uğraşırken, bazen konuklarım varken, bazen ise rujumu tazelerken, gözüm gökyüzüne doğru kayar, gözüm her neredeysem oradaki doğaya kayar.
Belki kendim için önemli bir karar almaktayım, işte bundan daha güzel ne olabilir ki? Tam karar anında, ruhum ve gözlerim şenlensin isterim…Kendime sunduğum minik bir ödüldür bu an…Küçük olayların insanları mutlu edebileceğini insanoğlu öğrenir…Hem de günü geldiği zaman. Kendi ruhuna doğru kulaç attığın an anlarsın…
Şu an yazımı bitirmeye doğru giderken, burnuma annemin pişirdiği kahvenin kokusu geliyor. Bu benim onun tarafından özlendiğim ve yanına gitmem için kahveyi bahane etmesidir. Biliyorum…Ve ben…
Yine bir yazımı bitiremeden size yolladığımı hissediyorum. Tıpkı bitmeyen ve bitmesini hiç istemediğim gün doğuşu, gün batışı gibi…Aslında bitmesini istemediğim herşey gibi…
Güzel bir haftasonu sizlerle olsun…
No responses yet